MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli taraflara sağduyu çağrısı yaptı:" Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkandır"
MHP Lideri Devlet Bahçeli, gündeme dair değerlendirmelerini Türkgün'e yaptı. Devlet Bahçeli, CHP'de 'arınma ve durulma" sürecinin başlatılması gerektiğinin altını çizerek, 'Arınma ve durulma sürecinde yolsuzluk ve usulsüzlükler, tutuklamalar ve diğer ahlaki meseleler iyi anlatılmalı, şeffaf bir kamuoyu iletişimi gerçekleşmelidir" diye konuştu.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2023 yılında yapılan 38’nci olağan kurultayının mutlak butlan gerekçesiyle yok sayılmasına dair gelişmelerle ilgili sorularımız üzerine Türkgün’e özel açıklamalarda bulundu.
CHP’DE YAŞANAN SÜREÇ
Efendim 21 Mayıs Perşembe günü CHP 38’nci olağan kurultayıyla ilgili mutlak butlan kararı verildi ve bunun üzerine gece bir açıklama yaptınız. Daha sonra kamuoyunda da rahatsızlık uyandıran gelişmeler uyarılarınızda ne denli haklı olduğunuzu gösterdi. Bu konuda neler söylersiniz.
Söz konusu mahkeme kararının mahiyetini ana hatlarla ifade etmek isterim. 21 Mayıs 2026 Perşembe günü Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihli 38’nci Olağan Kurultayı’nın mutlak butlanla sakat olduğuna karar vermiştir. Bu nedenle kurultayın yapıldığı tarihten itibaren iptaline, ayrıca bu tarihten sonra yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların ve alınan kararların da iptaline hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca 38’nci Kurultay öncesi duruma dönülmesine, önceki genel başkan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve parti organlarının görevlerine devam etmesine karar vermiştir. CHP İstanbul İl Kongresi yönünden de 08.10.2023 tarihli kongrenin ve bu kongrede alınan kararların mutlak butlan nedeniyle iptaline, kongre öncesi il başkanı ve il organlarının görevlerine devamına hükmetmiştir. Ayrıca Sayın Özgür Özel ve kurultay sonrası seçilen MYK, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri hakkında tedbiren görevden uzaklaştırma; Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve önceki organların karar kesinleşinceye kadar tedbiren göreve iadesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmiş, bu kararlara karşı tebliğden itibaren iki hafta içinde Yargıtay’da temyiz yolu açık bırakılmış, açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla da gerekli itirazlar yapılmıştır. Mezkur mutlak butlan kararı CHP’deki yönetim yetkisi konusunda Parti içinde ve dışında tartışmalara sebep olmuştur.
KEMAL KILIÇDAROĞLU'NUN HAKSIZLIĞA UĞRADIĞI KABUL EDİLDİ
Kararın duyurulduğu akşam yaptığım açıklamada; 5 Mayıs 2026 tarihinde TBMM Grup Toplantımız sonrasında gazeteciler tarafından CHP’nin mutlak butlan davası hakkında görüşümüzün sorulması üzerine “CHP, Cumhuriyet’in kurulduğu günden bu yana var olan en önemli siyasi bir kurumdur. Bu kurumun içinin karıştırılması, parçalanması, hukuki yönden zedelenmesi veya farklı amaçlarla kullanılmasına müsaade edilmemesini temenni ederiz.” açıklamama istinaden; “geldiğimiz noktada haklılığımız ortaya çıkmıştır. Bize göre meseleyi soğukkanlılıkla, hukuka uygun, sorumluluk bilinciyle değerlendirmek, CHP’nin tarihi ve kurumsal kimliğini geleceğe taşıma iradesiyle hareket etmek en sağlıklı yol olacaktır.” demiştim.
Yine mahkeme kararıyla Sayın Kılıçdaroğlu’nun haksızlığa uğradığının kabul edilmiş olduğuna işaret etmiş, yargı kararını tanımıyoruz gibi çıkışların boşuna olduğuna değinmiştim. Direnmek yerine Türk siyasi hayatının asırlık çınarı olan CHP kurumsal kimliğini korumanın, bunun için de öncelikle tarafların sağduyu ile CHP ortak paydasında buluşmak, parçalanmamak, ufalanmamak ve savrulmamak iradesini göstermesi gerektiğini vurgulamıştım.
İSTENMEYEN GÖRÜNTÜLER
Bu doğrultuda CHP’de ortak aklın egemen olmasını, Sayın Kılıçdaroğlu’nun hukukun da cevaz verdiği çerçevede Sayın Özgür Özel ile görüşerek CHP’ nin geleceğine ilişkin bir ortak formül oluşturmak amacıyla feragat ettiğini belirtmesinin hem CHP’nin hem de ülkemizin yararına olacağına dikkat çekmiştim.
Ayrıca etrafımızın ateş çemberi olduğu bir ahvalde aynı zamanda da terörsüz Türkiye iradesinin vücut bulduğu iklimde toplumsal hareketliliğe CHP üzerinden yönelme girişimlerine fırsat vermemenin elzem olduğunu, CHP’nin farklı amaçlarla kullanılmaya müsait hale getirilmemesi gerektiğine önemle işaret etmiştim.
Her şeyden önce Türk siyasetinin kurumsallaşması ve Türk demokrasisinin güçlenmesi adına bu temennilerimizin karşılık bulmasını arzu ederdik. Ancak gelinen noktada başlangıç itibariyle beklenen bir uzlaşma zemini oluşmamış aksine CHP’ye gönül veren vatandaşlarımızla birlikte milletimizin hiçbir ferdinin arzu etmediği hadiseler vuku bulmuştur. Ortaya çıkan istenmeyen görüntüler iç ve dış kamuoyunda Türkiye’ye yönelik haksız bir algının oluşmasına ve ülkemiz aleyhine yürütülen karalama faaliyetlerine de zemin hazırlamıştır.
Mahkeme kararının uygulama sürecinde yaşananlar demokrasimize yakışmamıştır. Beklentimiz demokrasimizi temsil etmeyen bu görüntünün giderilmesi ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğiyle ileriye taşınmasını mümkün kılacak sağlıklı adımların atılmasıdır.
MHP BU KONUDA TECRÜBELİ
Siz bir muhalefet partisi olan CHP’nin kurumsal kimliğinin zarar görmemesi için çaba gösteriyorsunuz. Bunu neden önemsiyorsunuz, CHP’nin olası benzer bir durumda aynı duyarlılığı göstereceğini düşünüyor musunuz?
Öncelikle şunu ifade etmek isterim. Bizim hiç bir partinin iç işlerine karışma yahut müdahale etme gibi bir niyetimiz veya düşüncemiz olamaz. Böyle bir yetkimiz de yok zaten. Ancak biz Türk demokrasisini ve siyasetini düşünen bir partiyiz. Türkiye’nin istikrarı, barış, huzur ve refahı için gayret gösteren bir hareketiz. Ayrıca Milliyetçi Hareket Partisi bu konularda yüksek bir tecrübeye de sahiptir. Geçmişte partimizin çeşitli dönemlerde kongre süreçlerinde ele geçirilmeye çalışıldığına şahit olunmuştur. MHP, 57 yılı aşan geçmişinde birçok siyasi badire atlatmıştır. Farklı merkezlerden yönlendirilen siyasi mühendislik projeleriyle partiyi dizayn etmeye yönelik girişimlere maruz kalmıştır. “Türkeş’siz MHP” hayal edenlerin partimizi bölmek istediğini de gördük, hain darbe girişimlerine giden yolda en büyük engel olarak kabul ettikleri MHP’yi etkisizleştirmek için partimizi ele geçirmeye kalkanları da gördük. 1992 yılında partimiz 19 milletvekiliyle grup kurma aşamasındayken altı milletvekilinin ayrılmasıyla önemli bir sınamayla karşı karşıya kalmıştır. 2016 yılında ise hukuksuz girişimlerle partimizin bölünmek istendiği görülmüştür. Tüm bu süreçlerde çeşitli siyasi ittifaklara karşı milliyetçi ülkücü dünya görüşümüzün heybemize yüklediği derin tecrübe, köklü parti geleneğimiz ve demokratik mücadele yöntemleriyle siyasi varlığımızı sürdürme gayreti içerisinde olduk. Bugün Türk siyasi hayatında yarım asrı aşan köklü bir geçmişe sahibiz.
Vurgulamak isterim ki Cumhuriyet Halk Partisi, siyasi mücadelede farklı taraflarda olduğumuz bir partidir. Geçmişte karşılaştığımız çoğu zorluk karşısında ve Partimize yönelik operasyonlar sırasında, demokratik siyasi kültürümüz ve parti kurumsallığının sürdürülmesi adına kendilerinden bir destek ve dayanışma görmediğimizi belirtmek isterim.
Bu birikimden hareketle ve dikkatli bir şekilde söz söylüyoruz. Değerlendirmelerimiz de yalnızca demokratik siyasetin güçlenmesine, istikrarın korunmasına ve ülkemizin huzuruna yönelik iyi niyetli bir çabanın sonucudur.
FİTNE VE AYAK OYUNLARINI YAKINDAN TANIRIZ
Bu tür fitne ve ayak oyunlarını biz yakından tanır, önceden sezer ve nasıl bertaraf edileceğini herkesten iyi biliriz. Bu tecrübeye dayanarak, CHP’nin benzer bir duruma düşmesine engel olunması gerektiğini belirtmek de bizim için Türk milletine karşı bir sorumluluktur. Zira bize göre, CHP’de yaşanan son gelişmeler, CHP’nin iç meselesi olmanın yanı sıra Türkiye’de siyasal istikrarın korunması açısından da son derecede önemlidir.
Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye ile ilgili meseleleri tarihî hafızamız, coğrafyanın hakikati ve akîl bir siyasetle ele almaktadır. Bu bağlamda Türkiye’de demokratik kültür ile kurumsallık arasında güçlü bir bağ mevcuttur. 1908 Meşrutiyet İnkılabı, her ne kadar eksiklikleri olsa da Türk demokrasisinin milâdını teşkil etmiştir. Millî egemenlik, parlamento, seçim, siyasî parti, temsil gibi kavramların Türk siyasî kültürüne yerleşme süreci bu dönemde başlamış; Millî egemenliğimizin millî bağımsızlıkla tescillendiği İstiklâl Harbimiz ve Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Türk siyasî kültürünün vazgeçilmez unsurları olmuştur.
Bir toplumun demokratik kültürü, ancak güçlü kurumsallıklarla gelişir ve olgunlaşır. Demokrasilerin güçlü kurumsallıklarının başında millî iradenin tecelli ettiği parlamentolar gelmektedir. Türk demokrasi kültüründe parlamento, İstiklâl Harbini farklı görüş ve kesimlerin bağımsızlık ve egemenlik ülküsüyle sevk ve idare edildiği, gazi unvanını haiz millî ve manevî değerlerimizin temerküz ettiği Türk milletinin kalpgâhıdır.
CHP’NİN İSTİKRARSIZLIĞI KABUL EDİLEMEZ
Türk demokrasi kültüründe parlamentonun güçlü kurumsallığı, fikir ve çıkar çatışmalarının uzlaşıya dönüştürülmesi, toplumsal tansiyonun düşürülmesi ve gerilimlerin azamî siyasî mutabakatla neticelenmesi bağlamında güçlü parti kurumsallıklarına bağlıdır. Parti kurumsallıklarının zayıflaması ve sorumlu liderlik mekanizmasının aksaması, demokrasi kültürümüzü akamete uğratacağı gibi siyasî istikrarımıza da zarar verecektir. Türk demokrasisinde parlamento ve siyasî parti kurumsallıklarının rolü bu denli önem arz ederken, siyasette çözümün parlamento dışında başka mecralarda aranması, demokrasi ve hak arayışı adı altında kontrolsüz sokak hareketlerini ve taşkınlıkları beraberinde getirecektir. Bölgemizde egemen devletler üzerinde oynanan oyunların en büyüğü ve artık klasikleşmiş unsuru, iç siyasete beşinci kol faaliyetleriyle müdahale etmek ve toplumsal karışıklığa zemin hazırlamaktır. İç cepheyi tahkim etmeye çalıştığımız bu süreçte CHP üzerinden Türk siyasetinin istikrarsızlığa sürüklenmesi kabul edilemeyecek bir durumdur.
TÜRKİYE’DE 180 PARTİ VAR
Türk siyasetinde istikrar, siyasi partilerin güçlü ve kurumsal yapılar hâline gelmesiyle yakından ilişkilidir. Demokrasinin gelişimi ise ancak siyasette ortaya konulan başarılı ve sürdürülebilir uygulamalarla mümkün olabilecektir. Biz ilkeli, seviyeli, etik değerlere dayanan demokratik siyaseti esas alıyoruz. Türkiye’nin önünü açacak reformların ve milletimizin beklentilerine cevap verecek politikaların ancak güçlü bir demokratik siyaset anlayışıyla hayata geçirilebileceğine inanıyoruz. Demokrasimizin de bu anlayış doğrultusunda güçleneceğini değerlendiriyoruz.
Bugün Türkiye’de faaliyet gösteren 180’in üzerinde siyasi parti bulunmaktadır. Ancak bunlar arasında Türkiye için bir ekol hâline gelmiş, uzun yıllara yayılan siyasi faaliyetleriyle Türk siyasetine ve milletimize hizmet etmiş parti sayısı oldukça sınırlıdır.
Siyasi hayat içerisinde pek çok zorluk ve badireyle karşılaşılabilse de hukuk ve demokrasi temelinde bu sorunların aşılabilmesi, toplumsal güven ve desteğin korunabilmesi siyasi partilerin kalıcılığını mümkün kılmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi bu anlayışla siyasete yaklaşmakta; Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki gelişmeleri de aynı perspektifle değerlendirmektedir.
ENDİŞE EDİYORUZ
Altını çizmiş olduğunuz bu hususların CHP’de nasıl bir karşılık bulacağını ya da bulması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Siyasette rekabet, Türkiye’nin ve Türk Milletinin âli menfaatleri için yarış halinde olmaktır. Bu yarışın sağlıklı ve sağlam bir zeminde yapılması, rekabet halinde olan partilerin zemini aşındıran değil; tahkim eden bir tavır içerisinde olmasını gerektirmektedir. Bu bağlamda rekabetin istikrarı bozucu, toplumu ayrıştırıcı bir istikamette seyretmesi siyaset kurumunun aleyhine bir durum olacaktır.
Türkiye’de köklü bir parti kurumsallığına sahip olan Cumhuriyet Halk Partisi’nde mutlak butlan krizinin parti içi çatışmaya ve sokak eylemlerine dönüşmesi sadece CHP’de değil; Türk demokrasisi ve siyasî kültüründe de yaralı bir hafıza oluşturmasından endişe etmekteyiz.
UZLAŞI ZEMİNİ ZAYIFLAR UYARISI
Bu endişemiz Cumhuriyet Halk Partisinde, kurumsal kimliği ve parti aidiyetini aşındıracak eylemlerin sağduyu ve uzlaşı zeminini de zayıflatacak olmasıdır. Kendi içerisinde bu denli bölünmelerin yaşandığı ülkemizin ikinci büyük partisinin, Türkiye’nin asli gündemine odaklanacak irade ve enerjiden yoksun kalması Türk demokrasisi açısından talihsizlik olacaktır. Ayrıca Türk milletinin kendilerine yüklediği sorumluluk çerçevesinde vatandaşlarımızın sorunlarına makul ve tutarlı çözüm önerileri sunan, yapıcı muhalefet misyonunda da zafiyet yaratacaktır. CHP’de sorumlu aktörlerin bu hususu iyi tahlil edeceklerine ve CHP’yi ileriye taşıyacak sağlıklı ve emin adımları atacaklarına inanıyorum.
KEMAL KILIÇDAROĞLU GENEL BAŞKANDIR
Peki CHP’yi ileriye taşıyacak sağlıklı adımlardan kastınız nedir? Bu anlamda ileriye dönük neler yapılmalıdır?
Yargıtay’ın nihai kararıyla kesinleşecek olsa da yargı kararı ortadadır. Sayın Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanıdır. Mahkeme kararının uygulanması sürecinde yaşananlar ne CHP’ye ne de demokrasimize yakışan bir durum olmamıştır. Bundan sonraki süreçte Sayın Kemal Kılıçdaroğlu normal olarak mahkeme kararının ve genel başkan olmasının gereklerini yerine getirecektir. Bu kapsamda ilk olarak genel merkeze yerleşme, onarma ve toparlanmayı gerçekleştirecek, dağınıklığı giderecektir. Aynı zamanda parti faaliyetleri devam edecektir. Bu şekilde bir siyasi partinin çöküşü değil yeniden inşası ve demokrasiye kazandırılması mümkün hale gelecektir. Sayın Kılıçdaroğlu açıklamasında CHP’deki ahlaki zafiyetlere dikkat çekerek “CHP ahlaki değerlerini korumak zorundadır. Bütün vatandaşlarıma ve partililere söz veriyorum. CHP’yi kuruluşundaki kodlara kavuşturacağız” demiştir. Bu tespit aynı zamanda CHP’nin kuruluş ilkelerinden de uzaklaştığının ikrarıdır. Öyleyse öncelikle Partinin mali, hukuki ve idari yönden kontrol edilmesi, CHP’yi kuruluş kodlarından ayıran sebeplerin belirlenmesi gerekecektir.
Bu çerçevede;
İlk olarak CHP’de siyasî atmosferi zehirleyen, CHP’nin parti aidiyetine ve kurumsal kimliğine zarar veren nefret dilinin ivedilikle terk edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Partililerin birbirini tahkir ve tahrik ettiği bu dilin, yüksek mesuliyet ve partililik şuuruyla uzlaşı diline dönüştürecek muhataplar Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Özel’dir.
İkincisi CHP’de bir “arınma ve durulma” sürecinin başlatılması gereğidir. Arınma ve durulma sürecinde yolsuzluk ve usulsüzlükler, tutuklamalar ve diğer ahlaki meseleler iyi anlatılmalı, şeffaf bir kamuoyu iletişimi gerçekleşmelidir.
Üçüncü olarak yapılması gereken iş, mevcut üyelerin yenilenmesi ve yeni üye kaydının yapılmasıdır. Bu şekilde yolsuzluğa, usulsüzlüğe ve ahlaksızlığa bulaşmış üyeler de Cumhuriyet Halk Partisi’nden temizlenmiş olacaktır.
Dördüncüsü ise yeni ve yenilenmiş üye yapısında CHP parti kimliği ve aidiyeti ile kurumsal bağlılığın yeniden tesis edilmesidir. Bu husus, CHP’nin kongre sürecinin yeniden ve sağlıklı bir zeminde başlatılmasını sağlayacaktır. İlçe ve il kongreleri yapıldıktan sonra uygun görülecek bir tarihte büyük kongreye gidilecektir. Bize göre bu tarih Partinin kuruluş tarihi de olan 9 Eylül olabilecektir.
Bunları yerine getirecek olan Sayın Kılıçdaroğlu’dur. Bu şekilde büyük kongreye kadar temizlenmiş ve arınmış bir CHP tesis edilmiş, Sayın Kılıçdaroğlu da Cumhuriyet Halk Partisi’ne büyük hizmet yaparak tarihi bir sorumluluğu yerine getirmiş olacaktır. Ayrıca kongrede kim kazanırsa ona saygı duyacağını ifade ederek de fedakarlığını gösterebilecektir.
İKİ CHP'DEN SÖZ ETMEK BÖLÜNMEYE HEVES ANLAMINA GELİR
Bu şekilde Cumhuriyet Halk Partisi bölünüp parçalanmadan yeniden ve topluca dirilebilme imkânına kavuşacaktır. Kişisel ego ve gizli ajandalarla hareket edenlerin önü kesilmiş, iç ve dış tehditlere, siyasi boşluk görüp harekete geçmek isteyen siyasete müdahale heveslilerine, demokrasi düşmanlarına yol açılmamış olunacaktır. Aynı zamanda CHP’deki dağınıklık giderilerek aidiyet ve kurumsal bağlılık iklimi içerisinde partinin 103’ncü yılında yasalara ve demokrasiye uygunluğu sağlanabilecektir.
Aksi takdirde herkesin bugünden bir mekân tuttuğu ve orada taraftar topladığı bir siyasi partide düzenden, disiplinden ve siyaset üretmekten bahsedilemeyecek, kaldı ki ofislerden parti de yönetilemeyecektir. “İki CHP” den söz etmek ise bölünmeye heves anlamına gelecek, Türk siyasetindeki ufalanmış istikrarsız yapılara yeni bir ekleme olacaktır. Ayrıca Cumhuriyetle yaşıt bir partinin bölünmesine sebebiyet vermenin yükü ağır olacaktır.
KURUMSAL KİMLİĞE ZARAR VERDİ
Yaşananlar sorumlu davranış eksikliğine mi işaret etmektedir.
Son süreçte sergilenen tavır, hukuki bir ihtilafın suhuletle ve hukuk zemininde çözülmesine katkı sunmak yerine, parti tabanını duygusal reflekslerle hareket etmeye sevk eden, gerilimi tırmandıran ve çatışma atmosferini besleyen bir anlayışın tezahürü olmuştur. Oysa sorumluluk sahibi siyasetçilerin görevi, kitleleri provoke etmek değil; süreci sükûnet içerisinde yönetmek ve parti teşkilatlarını sağduyuya davet etmektir. Özellikle CHP Genel Merkezi önünde oluşan gergin görüntüler, partililer arasında yaşanan sert tartışmalar ve sosyal medya üzerinden yürütülen kutuplaştırıcı kampanyalar, CHP’nin kurumsal kimliğine ciddi zarar vermiştir.
Demokratik siyasetin temelinde hukuk devleti ilkesi bulunmaktadır. Bu ilke, yalnızca kişinin lehine sonuç doğuran kararlar için değil, aleyhine sonuç doğuran kararlar için de geçerlidir.
CHP, Türk siyasetinde önemli bir kitleyi temsil etmektedir ve Türkiye’nin güçlü bir muhalefete, sorumluluk sahibi ve uzlaşmacı siyasi partilere ihtiyacı vardır.
MHP’NİN BEKLENTİLERİ
MHP’nin beklentisi bölünmüş bir CHP değil; bütünleşmiş, kenetlenmiş, yüklerinden arınmış, Türkiye ve Türk milletine hizmet eden CHP dir. Geçici makam mücadeleleri uğruna partinin kurumsal kimliğinin yıpratılması, tabanın kutuplaştırılması ve teşkilat yapısının tahrip edilmesi tarih önünde ağır bir sorumluluk da doğuracaktır.
Türkiye’nin içinden geçtiği hassas süreçte siyasi partilerin, demokratik zeminde rekabet eden ve uzlaşmayı becerebilen bir anlayışla hareket etmesi büyük önem taşımaktadır. Terörsüz Türkiye sürecinden geçerken, yaşanan bölgesel gelişmeler, ekonomik meseleler ve milli güvenlikle ilgili riskler, Türkiye’nin ortak akıl ve güçlü siyasal kurumlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu göstermektedir.
Bütün bunlar ışığında idrak edeceğimiz mübarek Kurban Bayramının kültür ve geleneğimizdeki kutlu çağrısına istinaden CHP’de çatışmanın sulhe, anlaşmazlıkların uzlaşıya dönüşmesini diliyor, ilgili tarafları tekrardan sağduyuya ve birlik diline davet ediyorum.
Aziz milletimizin ve İslam aleminin mübarek kurban bayramını bir kez daha tebrik ediyorum.